Üst üste ne kadar çok DiCaprio filmi seyretmişim. Evet bu filmi de nedense bir Dicaprio filmi gibi algılamışım kafamda. Oysa F.Scott Fitzgerald 'ın romanında da bu filmde de başrol Nick Carraway karakterinindir. Filmlerde Gatsby'i hep yakışıklı jönler oynadığından mıdır yoksa yaşadığı ışıltılı hayattan mıdır bilinmez sanki hikayesi anlatılan kişi yani "object"'imiz "subject" oluvermiş ve biz onu başrole büründürmüşüz kafamızda. Filmde de aynısı olmuş. Aslen bu hikaye Nick'in başına gelen bir hikaye olup başkahramanımız ve başrol Nick olmalıyken sanırım romanın bize çizdiği "Işıltılı 20'ler" gibi Gatsby'nin gözalıcılığı bize bunu unutturuyor. Oysa bu Nick'in hikayesidir. Romanın sonunda Nick'in hikayesine geri dönülür ve onun batıya dönmeye karar vermesi ve hayatını değiştirecek kararlar alması anlatılır ki film bunları esgeçmiş. Sanırım Gatsby'nin dramatik ölümü ve ardındaki cenaze trajedisi sinemasal anlamda iyi bir son gibi görünmüş. Bazı yönetmenler gösterişi severler sanırım Baz Luhrmann da bunlardan biri...
Bu film için olsun roman için olsun binlerce edebi, sosyolojik çözümleme yapılabilir ve yapılmış da. Merak edenler!... google sizi bekliyor. Ama bunların dışında beni en çok ilgilendiren şey bu roman ya da filmin bitirdiğimde bende yarattığı duygu. Ben romanı okuduğumda da, filmi seyrettiğimde de her seferinde Gatsby için üzülmüş ve ağlamış, Nick'e ise kızgın olduğumu hissetmiş ve onu suçlamıştım. Sanırım edebiyat tarihinde bir erkek için gözyaşı dökülmesini sağlayan F.S.Fitzgerald olmuştur. En azından benim için..Nick ise bence başından beri herşeyin farkında olan adamdı. Kuzenini ve onun dünyasını çok iyi tanıyordu aslında, ama daha iyi olmasına inanmak istiyordu. Gatsby'nin aşkına ve tutkusuna inanmak istedi.Aslında karşılığı olmadığını bildiği halde Gatsby'nin bu hayali kurmaya devam etmesine izin verdi ve onu dostu olarak korumadı.Bir yerde "klasik amerikan rüyası için geçmişiniz ile yüzleşmesi izin vermez" diye okumuştum. Yani aslında gelecek hayalleri ayağından çürümüş geçmişimize bağlıdır. Bu filmde de aynı duyguları hissettim.
İlk kez 1949'da, daha sonra 1974 yılında, ardından 2000'de bir TV filmi ve 2013'de ...Aslında amerikan edebiyatının mihenk taşlarından biri olan bir roman için Hollywood çok az ilgi göstermiş. Kayde değer iki film 1974 ve 2013 yapımları ...1974 yapımı yaklaşık bire dört kazandırmış...6,5/26,5 milyon dolar, 2013 versiyonu ise 105/350 (netteki yaklaşık rakam)..yani bu hikaye kazandırıyor...Hollywood kazanç scalasına baksa en azından daha çok çevrimini yapardı gibi geliyor bana...Umarım Hollywood 2015 yılında yayımlanmaya başlayacak Salinger kitaplarına daha çok ilgi gösterir, zira hem edebi olarak hem de sinemasal olarak ben bunları çok merak ediyorum.
Sanırım edebiyat uyarlamalarının en iyi tarafı artık edebi okurluktan uzaklaşan sanal dünya çocukları için yeni heyecanlar yaratıp yaratmayacağıdır. İçlerinden bir kaçı merak edip yüzyaşına yaklaşan/yüzyaşını aşan bir çok edebi eseri okumak için heyecan duyar.
En azından ben Dicaprio'yu The wolf of Wal Street'den daha çok beğendim. Acı çeken adam karakterden buram buram tütüyor. 143 dakika hızla akıp gidiyor. Sonuçta güzel ve eğlenceli bir film olmuş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder