Uzun süredir artık sinemaya gitmiyor , evde izliyorum filmleri...Hem kaçırdığım kısımları tekrar izleyebiliyor kaçırdığım esprileri daha iyi anlıyorum.Hem de son zamanlarda takıntılarım arasına giren senaryo yazma işleri nedeniyle senaryo olarak irdeleyebiliyorum. Lucy 'yi izledim, bir Luc Besson hayranı olarak herhalde çok şey bekliyordum. Bazı kısımları beni tatmin etmedi. Güzel bir hikaye ve güzel bir bakış açısı bulmuşlar...Her ne kadar anlatımda mantıksızlıklar olduğu söylense de sinemasal olarak bunları fazla sorgulamıyor seyirci...zira bu bir film ...film eleştirmenlerinin zaman zaman unuttuğu "herşey gerçek olursa belgesel olur" gerçeğidir. Beni en geren bir iki şey dışında filmi beğendim. " Old boy "lu yılların üzerine daha da çok şey koyduğu belli olan Mink-sik Choi oldukça iyi bir mafya babası çiziyor. Özellikle Scarlett Johanson bence iyi bir oyunculuk sergiliyor. Onun o ifadesiz yüzü insanüstü algı ve duyarlılık kazandığı iddia edilen kahraman için cuk oturmuş. Angelina Jolie'nin rolü reddettiği için rolün Scarlet Johanson'a gittiği söylentileri için ise "tanrı bizi korumuş " diyorum. Özellikle uyuşturucu aldığı ilk anda uyuşturucu etkisini anlatan sahne ile kalbimi fetheden art direction ekibi bence bilişsel gelişimi ve Lucy'nin dönüşümlerini çok iyi vermişler. Ancaaaak...tabii bir ancak var. Morgan Freeman'ı evrim belgesellerinden artık almak zamanı gelmiş. Evrim ve tanrısal, uzaysal herşeyden sorumlu adam konumu yetersiz kalıyor. Bir bilim adamı karakterine bürünemiyor. Bir belgesel anlatıcı rolünden kendini sıyıramadığını görmek böyle büyük bir aktör için üzücü olmuş. Bir de tarih öncesi çağlardan bugüne evrim ve evrimleşen "Lucy" fosilinin ete kemiğe bürünmüş hallerinin bulunduğu sekanslar ne yazık ki sıradan bir belgesel de bile daha iyi tasarlanmış ve çekilmiş oluyor. Luc amca bu kısımları yapması için kime verdiyse onun kulaklarını çekmeli. "zoom in" film için 66 milyon dolar IMDB 40 milyon dolar bütçe dese de FX lere pek para ayrılmamış gibi sanki daha özen gösterilmeliydi. Ama filmin ve Luc Besson gibi bir dahinin hakkını vermek gerek. Aksiyon ve hız olarak sinema akışını iyi yakalamış ve filmi 90 dakika gibi ideal ölçüde tamamlamayı başarmış. Uzun yıllardır zenginleşen ve artan nüfusu ile yükselen bir pazar olan Uzakdoğu pazarı sinema sektörünün iştahını kabartıyor görünüyor. Artık hikayeler Los angeles yerine Tayvan'da geçiyor, canavarlar New York yerine Hong Hong'a saldırıyor, Amerikadaki italyan mafyası yerine Japon mafyası bizi ve dünyayı tehdit ediyor. Kaçınılmaz olarak oradaki para ve tüketim herkes gibi sinema ve sinemacıları da yazarken ve çekerken bu tuzaklara düşüp kolaycılığa kaçmasına yol açıyor. Luc Besson da buna fazla direnememiş duruyor. Ama herşeye rağmen avrupa sineması hayranı olarak hem de epik ve sanatsal olarak fransız bakış açısının bir tutkunu olarak filmi beğendim."zoom in" programında filmin kamera arkasını seyrederken Luc Besson'ın ne kadar eğlenceli ve sinemaya tutkun bir adam olduğunu görmek önünde bir kez daha saygıyla eğilmeme neden oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder