Bu sefer televizyonun sinema kanallarında rastladığım bazı filmlerden bahsedeceğim. ALL THE KİNG'S MEN...dendiğinde belki sinema duayenleri 1949 yapımı ilk filmi ve onun klasikler arasına girmiş görüntelerini anımsayacak. Ancak yeni nesiller için ne o aktörler ne o devir sineması ilgi çekici olacak mıdır bilinmez. Filmin 2006 yapımı yeni çekimi geçen gün gözüme takıldı. Hem aktör seçimleri(Sean Penn,Jude Law,Kate Winslet,ve özellikle Patricia ClarksonJames Gandolfini,Mark Ruffalo-ki 55 milyon dolar bütçenin çoğu bu isimlere gitmiş anlaşılan) ile günümüz seyircisine hitap ediyor hem de anlatış tarzı olarak sanki 2000'li yıllardan 1930'lu yıllara değil de bir önceki seçim kampanyasına bir büyüteçle bakarmış hissi veriyor seyirciye. Filmin aktörlerini zaten öteden beri beğenirdim ve rollerinin hakkını veriyorlar. Özellikle bugünün sığ internet bağımlısı algısından biraz uzaklaşmak isteyenler için süprizli ve ilginç bakış açısına sahip bir politik film.Politik ağırlığı ve karamsar ve güneyin ağır ve bunaltıcı havasını biraz fazla kendi temposuna da katmış olsa da film bu yıllarda seyrettiğim iyi filmlerden biri. Aksiyon ve akış hızı açısından biraz sıkıntları olsa da bu affedilir bir detay. 1949 yapımı ilk filmin 3 oscar aldığını düşünürsek bunun neden aynı sesi getirmediği ise çağımızda rekabetin ve ödül kriterlerinin değişmiş olması diye düşünüyorum. Zaten oscar ödüllerinin ikisi ise başrollerdeki oyuncuların oyunculukları ile kazandıklarını senaryo ve yönetmene ve filme bir ödül verilmediğini söylersem o dönemde daha çok oyunculuğun rağbet gördüğünü anlarsınız. Bence filmin en can alıcı roller iki yan karakter Jack Burden ve Sarie Burke için yazılmıştır. Aslında bugün de geçerli olan tüm politikacıların arkasında yer alan ikinci adamlar efsanesini doğruluyor. Eğer ağır politik filmlerden hoşlanıyorsanız kesinlikle seyretmenizi öneririm.
Tabii diyeceksiniz zaten romanı Pulitzer ödülü almış bir filmin eski yapımı 3 oscar almış, yeni yapımı da seyredin demek kolay.İşte bunun için bana yukardı bahsettiğim filmin benzer hissiyatını veren bir başka filmden bahsedeceğim.Matt Damon yazıp ,yönetmeyi planlayıp vakit bulamadığı ,ve oynadığı bir film PROMİSED LAND...Yanında Frances McDormand oynuyor . Evet yanlış duymadınız yanında diyorum çünkü esas karakterin karşısında olan net bir karşı kahraman yok ama bu filmi sıradan bir amerika kasabasında gerçekten sıradan bir durum yaşandığı duygusunu veriyor. Gerçek tehdit ya da gerçek düşman olmayınca filmin anlamı nedir diye sorabilirsiniz- ki ben de sordum. Oldukça sıradan gidip düz bir şekilde bitecek diye beklerken acaip bir sürprizle karşılaşyorsunuz. Eğer kurgusal süprizlerden hoşlanıyorsanız kesinlikle "vaaaay..." diyeceksiniz. Son yıllarda seyrettiğim en iyi senaryo kurgularından biri . Ancak eksikleri ya da fazlaları yok değil.Büyük düşmanın olmaması ya da işaret edilmemesi filmi biraz zayıflatmış. Gerilim duygusu bu nedenle verilemiyor. Ama öte taraftan filmin sonunda "buna zaten ihtiyaç yokmuş" diyorsunuz. "Gerçek tehdit nedir ?"sorusu havada kalıyor. senaristlerin şu meşhur "hook=çengel" denen kurgusal gizem ise yeterince derin kurgulanmamış ve fazla gizlenmiş, bize bir iki cümle ile bildiriliyor da ancak öğrenebiliyoruz. Kıssadan hisse " çengel'in ucu görünmezse kimse çengeli bulamaz ". Yine de iyi bir film bence özellikle Hollywood için küçük denecek 15 milyon dolar gibi bir bütçeyle yapıldığı düşünülürse ...tabii yatırımını çıkarıp çıkarmadığı konusunu bilemiyoruz....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder